Türkiye'nin Taksi Haber Merkezi
12 Eylül 2026, Cumartesi
ANA SAYFA TAKSİ HABERLERİ AKARYAKIT DÖVİZ & ALTIN ODA TELEFONLARI KÜNYE İLETİŞİM
ANA SAYFA TAKSİ HABERLERİ AKARYAKIT DÖVİZ & ALTIN ODA TELEFONLARI KÜNYE İLETİŞİM
Taksi Haberleri

Hasan Şaş’tan Mansur Yavaş’a, piramitlerden mega müzelere: Kahire’de bir Türk olmak

Murat Adıtatar'ın 19 Ocak tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

19 Ocak 2026 04:53admin

Bu bir gezi yazısıdır. Aynı zamanda antropolojik bir uyarı metni, sosyolojik bir gözlem defteri ve müzecilik tarihine atılmış mütevazı bir dipnottur.

Mısır’a giden hemen her Türk, er ya da geç şu cümleyle karşılaşıyormuş, biz de yaşayarak öğrendik…

Eskiden bu tekerlemenin kahramanı Hasan Şaş'mış.

Mısır’daki sözlü kültür de bizim gibi güncellenmiş.

İsimler değişiyor, ikonlar değişiyor ama “Türk görünce potansiyel müşteri” refleksi değişmiyor.

Bu cümleyi duyduğunuz anda yapmanız gereken şey nettir:

– Olduğunuz yerden hızlıca uzaklaşmak.

– Mümkünse Türk olduğunuzu inkâr etmek.

Çünkü “selam” dediğiniz anda ekonomik bilanço aleyhinize çıkıyor 🙂

Bu durumu ileride iktisat kitaplarına şu başlıkla sokabilirler:

“Tersine misafirperverlik ekonomisi: turistin yerli esnafa adaptasyonu.”

Biz üç arkadaş olarak kendi imkanlarımızla Mısır'a gitmeye karar verdik.

İzmir'deki çok sayıda tur şirketi ile görüştükten sonra, piramitlerde ve özellikle müzelerde daha fazla zaman geçirmek adına böyle bir karar aldık.

Arkadaşım Tayfun Uslu öylesine detaylı ve harika program hazırlamış ki, dolu dolu bir dört gün geçirdik.

Gerek otel seçimi, gerekse gezilecek yerler ile ilgili detaylar kusursuzdu. Kendisine müteşekkirim.

Gezimiz güzel bir sürpriz ile başladı.

Uçağa bindikten sonra koltuğuma doğru ilerlerken, "hocam gözlerime inanamıyorum" diye bana seslenen güzel bir hostes ile karşılaştım.

Eski öğrencilerimden İlayda Akçal idi…

Ayak üstü bir konuştuktan sonra, güler yüzüyle sık sık yanıma geldi, sohbete devam ettik. Üniversiteyi bitirdikten sonra hostes olmaya karar vermiş. Yolu açık olsun.

Uçakla Kahire'ye yaklaştığımızda pencereden gördüğüm manzara "ne kadar geniş bir alana yayılmış çok büyük şehirmiş" dedirtti. Dakikalarca üzerinden uçtuk, bitmiyordu.

İndikten sonra ilk iş olarak iletişim sorunu yaşamamak için havalimanında "Orange" isimli bir operatörden 6 dolara 25 GB'lık sim kart almak oldu ve çok işe yaradı.

Ardından rezervasyon yaptığımız otelin gönderdiği araçla 40 dakikalık bir yolculuğun ardından otele vardık.

Otel Giza bölgesinde, piramitlere yakındı. Çünkü ilk iki gün yeni yapılan müzeyi ve piramitleri gezmeyi planlanmıştı Tayfun.

Giza, bakımsız, fakirliğin ötesinde temizlik alışkanlığının neredeyse hiç olmadığı bir bölge. Bütün sokaklar çöp içinde. Manzara çok üzücüydü. "Belediye ve çöp toplama kavramı burada yok" diyebilirim.

İlk gün yeni açılan büyük müzeyi gezmek istedik.

Mısır'da yaşayan bir öğretmen arkadaşımın uyarısı ile taksi yerine Uber uygulamasını kullandık seyahat boyunca. Çünkü daha güvenilir ve uygun fiyatlıydı.

Araç geldiğinde bir şok ile karşılaştık.

Başka türlü kaotik Kahire trafiğinde sürüş yapamıyordu sanırım.

Trafik ışıklarının olmadığı en az beş, altı şeritli yollarda korna sesleri eşliğinde ulaşıma dahil olduk.

Sürücümüz trafikte Newton fiziğini kişisel görüş olarak kabul ediyordu!

Bu sahne, modern Mısır’ın kısa bir özeti gibiydi…

Bir ayağı gelenekte, bir ayağı kaosta, direksiyon ise tamamen kadere emanet.

Mısır'da iki büyük müze bulunuyor.

Eski Kahire Müzesi, müzeden ziyade tarihi eserlerin depolama merkezi gibi görünüyordu.

Tahrir Meydanı’ndaki Müze-i Mısriyye, 1902’de açılmış..


Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Orijinal haber: Kaynağında görüntüle