Zam Çare Değil, Peki Bu Esnaf Ne Yapacak?
Son dönemde hangi ulaşım esnafıyla konuşsak, ister taksici olsun ister minibüsçü, servisçi ya da nakliyeci, dönüp dolaşıp aynı konuya geliyoruz:
Akaryakıt.
Çünkü artık mesele yalnızca mazotun pahalı olması değil. Asıl mesele, maliyetlerdeki artışın hızı karşısında direksiyon başında ekmeğini kazanan esnafın ayakta kalmakta her geçen gün biraz daha zorlanması.
Rakamları yan yana koyduğumuzda tablo çok daha net görülüyor.
13 Ağustos’ta 72,19 TL olan akaryakıtın litre fiyatı, 14 Ağustos’ta 81,08 TL’ye, 22 Ağustos’ta 84,09 TL’ye çıktı. 27 Ağustos’ta 78,85 TL’ye gerilese de 1 Eylül’de yeniden 82,43 TL’ye, 14 Eylül itibarıyla ise 90,39 TL’ye ulaştı.
Yani yaklaşık bir ay içerisinde litre fiyatında 18,20 TL’lik bir artış yaşandı.
Oransal olarak baktığımızda artış yüzde 25’i aşıyor.
Bir ayda yüzde 25…
Ulaşım sektörünün en temel giderlerinden birinin bu kadar kısa sürede dörtte bir oranında artmasının sahadaki karşılığını en iyi, her sabah kontağı çeviren esnaf biliyor.
Özellikle taksici açısından mesele yalnızca müşteriyi A noktasından B noktasına götürürken harcanan yakıttan ibaret değil.
Taksi, müşterisini bıraktıktan sonra durağa dönerken de yakıt yakıyor. Müşteri ararken de, trafikte beklerken de, yaz sıcağında klima çalışırken de… Üstelik araç kilometre yaptıkça lastikten bakıma, yağdan yedek parçaya kadar diğer işletme giderleri de büyüyor.
Minibüsçünün durumu farklı mı?
Sabah ilk seferden gece son sefere kadar aynı güzergâhta defalarca kilometre yapan minibüsçünün en büyük giderlerinden biri yine akaryakıt.
Servisçi açısından da tablo değişmiyor. Öğrencisini ya da personelini zamanında ulaştırmak zorunda olan servisçi, aracında bir kişi de olsa yirmi kişi de olsa o kilometreyi yapmak zorunda.
Nakliyeci için de aynı gerçek geçerli. Onun yaptığı işin doğrudan ve vazgeçilmez girdilerinden biri akaryakıt.
Kısacası pompadaki her artış, ulaşım sektöründe direksiyon başında çalışan esnafın cebine doğrudan yansıyor.
Peki çözüm ne?
İlk bakışta cevap kolay:
“Maliyet arttıysa taşıma ücretlerine zam yapılsın.”
Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.
Çünkü ulaşım esnafının bugün yaşadığı en büyük çıkmazlardan biri tam da burada başlıyor: Artan maliyeti ücrete yansıtmak zorunda, ancak yaptığı her fiyat artışının yolcu kaybı olarak geri dönme riski var.
Özellikle taksici esnafı bunu çok yakından yaşıyor.
Taksi tarifesi yükseldikçe vatandaş taksiye binmeden önce daha fazla düşünüyor. Bazı yolculuklarından vazgeçiyor, toplu ulaşıma yöneliyor; daha kötüsü, kayıt dışı ve korsan taşımacılık kendisine yeni bir alan bulabiliyor.
Dolayısıyla taksicinin karşı karşıya kaldığı denklem son derece ağır:
Zam yapılmazsa maliyetini karşılayamıyor, zam yapılırsa müşterisini kaybetmekten endişe ediyor.
Ancak bu çıkmaz yalnızca taksicinin değil.
Minibüsçünün yaşadığı sıkıntı da benzer.
İzmir’de toplu ulaşımın ağırlıklı bölümünün kamu kaynaklı araçlarla gerçekleştirildiği bir sistem içerisinde minibüs esnafının fiyat konusunda hareket alanı oldukça dar.
Kamu kaynaklı toplu ulaşım ücretleri düşük kaldığı sürece minibüsçünün artan maliyetlerinin tamamını yolcu ücretine yansıtması mümkün olmuyor. Minibüs ücretleri ile diğer toplu ulaşım araçları arasındaki fiyat farkı büyüdükçe vatandaş doğal olarak daha ekonomik ulaşım seçeneğine yöneliyor.
Yani minibüsçü de zam yapmak istemediğinden değil, zam yaptığında yolcusunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığından son derece hassas davranmak zorunda.
Servisçi esnafında da benzer bir denge söz konusu.
Taşıma bedelindeki artış belirli bir seviyenin üzerine çıktığında aileler farklı ulaşım seçeneklerini değerlendirmeye başlıyor. Birlikte araç organizasyonu yapmak ya da farklı ulaşım alternatiflerine yönelmek gibi seçenekler devreye giriyor.
Dolayısıyla servisçi de maliyetindeki her artışı dilediği ölçüde taşıma ücretine yansıtamıyor.
Aslında taksicinin, minibüsçünün ve servisçinin ortak sorunu tam olarak burada:
Maliyetler piyasa koşullarına göre hızla yükseliyor; ancak bu maliyetleri hizmet fiyatına aynı hız ve oranda yansıtmak mümkün olmuyor.
Çünkü ulaşımda fiyatın bir sınırı var. O sınır aşıldığında vatandaşın önünde başka seçenekler bulunuyor.
Bu nedenle esnaf açısından mesele, “Zam yapalım, maliyeti vatandaşa yansıtalım” kadar basit değil.
Tam tersine bugün ulaşım esnafının en büyük endişelerinden biri, zam yapmak zorunda kalmak.
Çünkü yapılan her zam, bir taraftan artan maliyeti karşılamaya çalışırken diğer taraftan müşteriyi kaybetme riskini beraberinde getiriyor.
İşte ulaşım esnafının bugün içinde bulunduğu gerçek açmaz bu:
Zam yapmazsa maliyetini karşılayamıyor, zam yaparsa müşterisini kaybetmekten korkuyor.
Bir başka gerçeği de gözden kaçırmamak gerekiyor.
Kayıtlı taşımacılık yapan esnafın yalnızca akaryakıt gideri yok.
Vergisi var, sigortası var, araç bakım ve onarım gideri var, lastiği var, yedek parçası var, araç yenileme maliyeti var ve mevzuattan kaynaklanan birçok yükümlülüğü var.
Bütün bu yükümlülüklerini yerine getiren taksici esnafının, aynı maliyetlere ve aynı denetim mekanizmalarına tabi olmayan korsan ve kayıt dışı taşımacılıkla rekabet etmek zorunda bırakılması ise ayrı bir sorun.
Bu yalnızca taksicinin meselesi değildir.
Bu, haksız rekabetin önlenmesi ve kayıtlı taşımacılığın korunması meselesidir.
Bugün önümüzde çok basit ama aslında çok şey anlatan iki rakam var:
13 Ağustos: 72,19 TL.
14 Eylül: 90,39 TL.
Yaklaşık bir ayda 18,20 TL, yani yüzde 25’in üzerinde artış.
Bir işletmenin en temel giderlerinden biri bir ay gibi kısa bir sürede dörtte bir oranında artıyorsa, o işletmeden hiçbir şey değişmemiş gibi faaliyetini sürdürmesini bekleyemezsiniz.
Hele söz konusu işletme; günün büyük bölümünü trafikte geçiren ve gelir elde edebilmek için sürekli yakıt tüketmek zorunda olan bir taksi, minibüs, servis aracı veya nakliye aracıysa hiç bekleyemezsiniz.
Bu nedenle bugün artık yalnızca yeni zam oranlarını değil, ulaşım esnafının ekonomik sürdürülebilirliğini konuşmak zorundayız.
Çünkü her maliyet artışını doğrudan tarifeye yansıtmak vatandaşı zorluyor; yansıtmamak ise esnafı tüketiyor.
Bu denge bozulmaya devam ederse kaybeden yalnızca taksici, minibüsçü, servisçi veya nakliyeci olmayacak.
Uzun vadede kayıtlı, denetlenen ve güvenli ulaşım hizmetinin kendisi zarar görecek.
Taksici esnafı yıllardır direksiyon başında. Gecesi var, gündüzü var. Bayramı, hafta sonu, sıcağı, yağmuru var. İnsanların hastaneye yetişmesi gerektiğinde de orada, gece yarısı evine dönmesi gerektiğinde de…
Minibüsçü, servisçi ve nakliyeci de aynı şekilde şehrin ve ekonominin görünmeyen yükünü taşıyor.
Bu nedenle mesele yalnızca pompadaki fiyat değil.
Mesele yalnızca taksimetre ya da taşıma tarifesi de değil.
Mesele, direksiyon başında ekmeğini kazanan ulaşım esnafının geleceğidir.
Akaryakıt her yükseldiğinde tarifeyi artırıp bir sonraki maliyet artışına kadar beklemek, sorunu çözmek değil; yalnızca ertelemektir.
Artık yalnızca tarifeyi değil, sistemi ve sürdürülebilirliği konuşmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü vatandaşın ödeme gücünün de esnafın dayanma gücünün de bir sınırı var.
Ve bugün ulaşım esnafı, tam olarak bu iki sınırın arasında direksiyon sallıyor
